Yazar arşivleri: alpaysevim

alpaysevim hakkında

Otomobil ve ekonomi konusunda her yerde bulamayacağınız analizler yazıyorum.

ISS’teyen Yönetici olur

12 Mayıs 2014 / ALPAY SEVIM

Evde olduğu gibi işyerlerinde de kaliteli ve sağlıklı yaşam için ofis temizliği çok önemli. Dünyanın lider entegre tesis yönetim şirketi ISS, verdiği kaliteli temizlik hizmetinin yanında ilköğretim mezunlarına bile yüksek kariyer imkânları sunuyor.

zmet sektörü denince akla önce yeme, içme, temizlik, güvenlik ve çağrı merkezleri geliyor. Bu alanların tümünde faaliyet gösteren dünyanın en büyük firması ISS, 500 binden fazla çalışanıyla 50’den fazla ülkeye hizmet veriyor. ISS, 10 yılı aşkın tecrübesi, bünyesindeki beş grup şirketi ve 29 binden fazla çalışanı ile tüm Türkiye’de ‘Mükemmel Hizmet’ felsefesiyle hizmet veriyor.

ISS’in ülkemizdeki çalışmalarını ve istihdama katkılarını ISS tesis yönetimleri insan kaynaklarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emre Sezgin ile konuştuk.

-ISS’in ülkemizde ve dünyadaki büyüklüğü nedir?

ISS Türkiye’de 2006’dan beri 5 iş kolunda birden çalışmaya başladı. Haşere kontrol ve tesis yönetimi, catering, güvenlik ve çağrı merkezi ve temizlik hizmetleri veriyoruz. Benim çalıştığım haşere kontrol ve tesis yönetimi bölümünde 17 bin 200 personelimiz var ve bu sayı sürekli değişiyor. 2013 ciromuz 800 milyon TL ve bunun yarısını tesis yönetimi bölümünden elde ettik. 2014’te yüzde 20 büyüme hedefliyoruz.

-Müşterileriniz kimler, hizmetlerinizin hepsini birden mi alıyorlar?

Her alanda varız ama özel sektör ağırlıkta. AVM’ler, hastaneler, okullar, finans sektörü, zincir mağazalar ve fabrikalar ağırlıklı müşterilerimiz. Örneğin Banvit, Schneider Elektrik, Zorlu Center, Cevahir, İstinye Park, Fevziye Mektepleri, Doğa Kolejleri, Türkiye Hastanesi, Plazalar, Park Plaza gibi yüzlerce firmaya hizmet veriyoruz. Müşterilerimiz isterlerse sadece temizlik veya güvenlik hizmeti alabilirler. İsteyenlere de tüm hizmetleri bir bütün olarak sunabiliyoruz. Sadece büyük şehirlerde değil, Türkiye’nin her bölgesinde hizmet veriyoruz.

-Personel sayınız neden değişiyor? Bu sektörde çalışmak cazip değil mi?

Personel sirkülasyonumuz çok yüksek. Beyaz yakalı personel değişimi yıllık yüzde 4,5 iken mavi yakada bu oran yüzde 70’i buluyor. Bunun birçok sebebi var. Günün sonunda yaptığımız temizlik hizmeti ve asgari ücret seviyesinde bir ücret ödeyebiliyoruz. Müşteriler hizmeti her zaman daha ucuza almak ister ve asgari ücretin üzerinde teklif verirseniz büyük ihtimalle işi alamazsınız. Lise mezunu birini aradığınızda asgari ücret seviyesinde bulmanız mümkün değil. Mavi yakalı saha personeli 50 lira daha yüksek ücretli bir iş bulduğunda oraya geçmek ister. İş kolay bir iş değil, AVM 7/24 çalışır. En yoğun çalışma dönemi cumartesi pazardır. Tatilini hafta içi kullanmak zorunda kalır. O ücret seviyesinde çok iş seçeneği olduğu için personelin işe bağlılığı çok yüksek değildir. Yol ve yemek ücretlerini karşılıyoruz ama ulaşımda mesafe problem olabiliyor. Proje kapanabiliyor. Her ay çıkış mülakatları yapıp çıkış sebeplerini değerlendiriyoruz.

-Mavi yaka personel temininde sıkıntılar neler?

Tarımda fındık, çay ve pamuk dönemleri var. Günlük yevmiyeler 70-80 liraya kadar çıkabiliyor. Personelimizden bazıları o bölgelere mevsimlik işçi olarak gidip çalışmak istiyor. Mayıs ve haziran ayları bu açıdan biraz zor. Kendilerini geliştirmeleri için emek veriyoruz. Bizim mavi yakalı her bir personelimiz potansiyel yöneticidir.

-Nasıl potansiyel yönetici?

Örneğin bizim operasyon direktörlerimizin yarısı sahadan gelmiş kişilerdir. Bundan 16 yıl önce AVM’de paspas yapan arkadaşlarımız şu anda operasyon direktörlüğü yapıyor ve yılda 45-50 milyonluk bütçe yönetiyorlar. Projelerde yetiştirici personellerimiz var. Bunlar mavi yakalıdır ve iletişim ve eğitim verme açısından diğer arkadaşlara liderlik yaparlar. Yeni başlayan arkadaşların adapte olabilmeleri için yardımcı olurlar. Bu arkadaşlarımız için beyaz yakalı personel olmanın yolu sonuna kadar açık. Benim hedefim beyaz yakalı personel ihtiyacımızın yüzde 60’ını mavi yakalı çalışanlarımızdan sağlamak. Onları sahada ve merkezimizde eğitiyoruz. Şeflik sınavlarından geçmeleri ve İK uzmanlarımızla görüşmeleri gerekiyor. Kadro açıldıkça bu arkadaşlarımızı yönetici yapıyoruz. Geçen yıl 75 tane temizlik yapan arkadaşımız yönetici oldu. Bu yıl sayı daha da artacak. Mavi yakalı personelimizden yönetici olmayı hedefleyen biri yüzde yüz yönetici olur.

-Beyaz yakaya geçişte hangi özellikleri arıyorsunuz?

Lise mezunu olması şart değil. İlköğretim mezunu, iletişimi güçlü, işini seven, liderlik edebilecek ve ISS’in ilkeleri ile uyumlu arkadaşlarımız kolaylıkla yönetici olabiliyorlar. Yüksek bir eğitime sahip olmadan iş dünyasında en rahat kariyer yapılabilecek sektör bu. ISS olarak yüksek tahsil yapmaya imkân bulamamış yetenekli çalışanlarımıza kariyer imkânı sunabilmek bizim en büyük mutluluğumuz.

-Günümüzde bütün işverenler işçi bulamamaktan şikâyet ediyorlar. Siz personel bulmak için hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?

Öncelikle mahalle muhtarları ile çalışıyoruz. Gazete ve el ilanları, belediyeler, İşkur, köy dayanışma dernekleri, halk eğitim merkezleri gibi akla gelebilecek tüm sivil toplum kuruluşları ile çalışıyoruz. Personelimizin çevresinde iş arayan arkadaşlarını teşvik etmesi için onlara prim ödüyoruz. 444’lü hattımız üzerinden başvuru alıyoruz ama özellikle hedeflediğimiz kişileri bulabileceğimiz mecralar kısıtlı. Dolayısıyla onlara ulaşabilmek için kahvehaneleri bile dolaşıyoruz.

Kargonuza Sürat’li hizmet

21 Nisan 2014 / ALPAY SEVİM

Ülkemizde çalışma şartları en zor işlerin başında kargoculuk geliyor. Kar kış, tatil rehavet demeden yüksek bir tempo ile zamana karşı yarışıyorlar. Yazın sıcak, kışın karla imtihan olan kargocuların en büyük motivasyonu müşterilerinin mutluluğu.

Otobüs garlarında paket beklediğimiz, havaalanlarında Çin’e gidecek yolcu aradığımız günler artık geride kaldı. Günümüzde şehir içinde bir noktaya gönderimiz olduğunda dahi aklımıza ilk olarak kargo şirketleri geliyor. Kargolama hizmetleri o kadar hız ve kalite kazandı ki bir telefon etmeniz yeterli. Paketiniz sizden alınıp ertesi gün ülkenin belki diğer ucuna ve yüz binde bir hata oranı ile teslim ediliyor. Zaten olan hataları da internet üzerindeki şikâyet sitelerinde anında görebiliyorsunuz. sikayetvar.com sitesinin şikâyet endeksi değerlendirmesinde bu yılın en başarılı şirketi Sürat Kargo oldu. Biz de bu başarının hikâyesini ve kargo sektörünü, Sürat Kargo Genel Müdürü Halis Sağırlı ile konuştuk.

-Sürat Kargo ne zaman kuruldu ve bugünkü büyüklüğü nedir?

Sürat Kargo 2003’te kuruldu. Yurtiçinde 81 ilde ve büyük ilçelerde toplam 650 şubemiz, 19 bölge müdürlüğümüz, 24 aktarma merkezimiz ve 5 bini aşkın çalışanımız var. Lojistik, kurye ve sigorta sektöründe de hizmet veriyoruz. Uluslararası bir firma ile çözüm ortağı olarak dünyanın 228 ülkesine kargo hizmeti sunabiliyoruz.

-Sektörün hacmini ve gelişimi nasıl ilerliyor?

Türkiye’de kargo pazarı 3 milyar TL civarında. Kargo sektörü henüz istenilen seviyede olmasa da hızla büyüyor. Ülkemiz üretim merkezi olan Uzakdoğu ile tüketim merkezi olan Avrupa arasında bir köprü olduğu için sektörümüz hızla gelişiyor. Firmalar arasındaki rekabet, teknolojik yatırımlar ve personel eğitimine verilen önem sektörü hızla büyütüyor. Üreticiler ve KOBİ’ler artık tüm alışverişlerini kargo ile yürütüyorlar. Vatandaşlar eskiden otobüsler ile gönderdiklerini artık kargo ile gönderiyorlar. Sürat Kargo 2012’den 2013’e yüzde 37 büyüdü.

-Büyümek istiyorsunuz. Peki, bunun için yatırımınız var mı?

Şu anda 650 şubemiz var ve tümünü yeniden modernize etmek için bir çalışma başlattık. Logomuzu değiştirdik, tüm tabela ve araç giydirmelerini yeniliyoruz. Müşteri odaklı bir pazarlama altyapısı için CRM yatırımı yapıyoruz. Önümüzdeki dönem yurtdışına da açılarak şubeleşmeye başlayacağız.

-Nereden çıktı bu logo değişimi?

Geçmişte firmalar logolarının tüketici üzerinde güven veren bir etki bırakmasını isterlerdi. Güven verecek firmanın büyük olması, arkasında büyük yatırımların olması gerekirdi. O dönemde firmalar ve markalar yerinde durur, tüketici onlara giderdi. Bu yüzden logolarda büyük ve sert hatlara sahip harfler kullanılırdı. Sürat Kargo’nun eski logosunda da tasarım üslubu aynen böyleydi. Artan rekabet ortamında artık tüketiciler yerinde duruyor ve markalar tüketicilere gidiyor. Artık en eski ve köklü markalar bile logolarını bu algıya hitap edecek şekilde yeniliyorlar. Büyük ve sert harfler yerlerini küçük ve yumuşak hatlı harflere bırakıyor. Sürat Kargo olarak yeni logoda da bu yeni tasarım disiplini üzerinden yola çıktık. Sert ve büyük harfleri, küçük ve yumuşak harflerle değiştirerek daha sıcak ve samimi olmak istiyoruz.

-Müşteri neden sizi tercih etsin? Sürat Kargo’nun farkı ne?

Sürat Kargo olarak ülkemizde ilk defa uygulamaya başladığımız birçok yeni ürün geliştirdik. Örneğin internetten al kapıda öde sistemimiz satıcılara ve nihai tüketicilere gönül rahatlığıyla alışveriş imkânı sunuyor. Bu yıl internetten al, kredi kartı ile kapıda öde sistemine geçtik. Müşterilerin kapısında kredi kartı ile tahsilat yapabiliyoruz. Kargo firmaları arasında ilk bizim uyguladığımız bir başka hizmet Mobil Şube’dir. Genelde il ve ilçe merkezlerinde şube açılamayacak alanlara hizmet vermek üzere bir aracı bilgisayar, yazıcı, barkot okutucu vs. gibi ekipmanlarla hareketli şube hâline getiriyoruz. Online olarak kargo alımı ve dağıtımı yapan Mobil Şube araçlarında tüm işlemler araç hareket hâlindeyken yapılıyor. 2008’den bu yana yaklaşık 30 mobil şubemiz hizmet veriyor.

-Teknolojiye yatırım yapıyor musunuz?

Bizi rakip firmalardan ayıran en önemli özelliğimiz genç ve teknolojiyi en iyi kullanan firma olmamız. Kargo sektöründe kendi yazılımını kullanan tek firmayız. Tüm şubelerimiz online olarak genel müdürlüğümüze bağlı. 2006 yılında Türkiye’de bir ilk olarak kargo teslim bilgisini SMS ile gönderene ve alıcıya ulaştırdık. SMS ihbarlı teslimat seçeneğini sektöre kazandırdık. Bu uygulama ile 2007 yılında Tüketicileri Koruma Derneği’nden Tüketici Kalite Ödülü aldık. Kuryelerine cep telefonu vererek çalışanların kendi aralarında görüşmelerini sağladık ve kargoyu teslim ettiği anda telefonundan teslimat bilgisi giren ilk firma olduk. Giden-Gelen Kargo Takibi, Tahsilât Raporu gibi her an ihtiyaç duyulabilecek bilgilere her an ulaşabilmesi için özel şifre vererek müşterilerimize telefon trafiği ve zaman kaybı yaşatmıyoruz. Şimdi de sanal şube ile zaman kaybını ortadan kaldırıyoruz. Sürat Sanal Şube adını verdiğimiz bu hizmet ile, müşteriyi şubeye getirmeden internet başında işlem yaptırarak zamanından tasarruf imkânı sunuyoruz.

-Doğayı korumak için projeniz var mı?  

Kargo firmaları arasında bir ilki gerçekleştirerek, kullandığımız tüm poşetleri doğada çözünen malzemeden ürettirerek kullanıyoruz. Bio bozunur malzemelerden üretilen kargo poşetleri, doğada 24-30 ay içerisinde tamamen toprağa karışıyor. Naylon poşet için bu süre yüzlerce yıl. Naylon poşetlerin yüzde 99’u doğaya atılıyor ve bozulmaya başladıklarında zararlı kimyasallar yayarak toprağı, suyu ve besin zincirini kirletiyor.

Sektörü çevrecilik kavramı ile tanıştıran ilk firmayız. Uzun zamandır çevre kirliliği ve karbon salınımını azaltmak için çalışıyorduk. Hafif ticarilerde yüzde 100 elektrikle çalışan araçları kullanmaya başladık. Araçlar, bataryalar tamamen şarj edildiğinde 110 km menzile ve 100 km hıza kadar çıkabiliyor. İstanbul genelinde şubelerimize şarj istasyonları kurduk. Araçların aküsü tam şarj edildiğinde bir günlük dağıtıma yetebiliyor. Çevre duyarlılığını artırmak için bundan böyle de birçok proje geliştirmeyi ve sektörün öncüsü olmayı amaçlıyoruz. Çevreye zarar vermeden ticaret yapılabileceğine inanıyoruz.

-Peki ya sosyal sorumluluk ve sponsorluklar?

Millî Takım’ımızın sponsoruyuz ve bununla gurur duyuyoruz. Kazansın veya kaybetsin biz Millî Takım’ın son sürat arkasındayız. 2011 yılından bu yana Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmî kargo sponsoruyuz. Yeni dönemde de devam edeceğiz. 2009–2010 sezonunda Türkiye Ligi şampiyonu olan Bursaspor’un resmî kargo sponsoruyuz ve 4 senedir devam ediyoruz. Yine aynı şekilde bir senedir Eskişehirspor’un kargo sponsoruyuz. Bu noktada sporu ve sporcuyu desteklemek ve başarılarında bir katkımızın olduğunu bilmek bizi çok mutlu ediyor.

-Bu projeler ödül olarak size geri dönüyor mu?

Bizim için en önemli ödül müşterilerimizin mutluluğu. Bize gönderilerini emanet ettikten sonra huzurla işlerine geri dönebilmeleri. Çalışmalarımızı takdir eden kuruluşlar da oluyor. 2 yıldır İhsander önderliğinde Fatih Üniversitesi ve Kosgeb’in destekleri ile yürüttüğümüz ‘inovasyon kültürünü geliştirme’ projesinde Sürat Kargo 20 proje arasından sıyrılarak ‘En İyi İnovasyon Ödülüne’ layık görüldü.  İnovasyon ekibimiz, e-ticaret firmalarının kargolama safhasındaki süreçlerinde kolaylık sağlamak, kargo takip ve raporlamalarını sağlıklı yapabilmeleri için teknolojik destek vermek amacıyla bu çalışmayı yaptı. SMS ile bilgilendirme hizmetiyle 2007 yılında Tüketicileri Koruma Derneğince Tüketici Kalite Ödülüne layık görüldük. 2010 yılında Tüm Tüketicileri Koruma Derneği tarafından yapılan Markaya İlgi Derecesi Araştırma ve Beğeni Ölçümü sonunda en beğenilen ve tercih edilen marka olduğumuz için Tüm Tüketicilere Tavsiye Ediyoruz sertifikası ile Yılın Altın Adamı Ödülüne layık görüldük. 2011 yılında ise yine Tüm Tüketicileri Koruma Derneği tarafından Altın Marka ödülü ile ödüllendirildik.

En sağlıklı piliç, endüstriyel piliç

14 Nisan 2014 / ALPAY SEVİM

Ülkemizde kişi başına piliç eti tüketimi yılda 20 kg iken Avrupa ve ABD’de 40-45 kg arasında. Beyaz et tüketiminin bu denli az olmasının en önemli sebebi endüstriyel işletmeler hakkında oluşturulan yanlış bilgiler. 

Üniversitede gıda mühendisliği eğitimi aldım ve medyada çalışıyorum. Türkiye’de spekülasyona en açık, toplumun en hassas olduğu temel konu gıda, sonra da itibarı yerlerde sürünen medyadır. Medyada yapılan haberlerde gıda konusunda en çok haksızlık gören sektör ise endüstriyel tavukçuluk. Tıp doktorları; televizyonlara çıkıp doktorluk, ziraatçilik, gıda mühendisliği, besicilik ve işletmecilik gibi tüm alanlarda uzmanmış gibi yalan yanlış bilgiler veriyor. Anlattıkları hurafeler, tüketicileri tavuk eti gibi değerli bir besin kaynağından uzaklaştırmaktan başka işe yaramıyor. Piliç sektörünü ve hurafeleri Erpiliç Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Ericek ile konuştuk.

-Erpiliç ne zaman doğdu, şimdiki büyüklüğü nedir ve ne gibi yeniliklere imza attı?

1997’de Erpiliç adıyla faaliyete başlasak da şirketimizin temelleri 1970’lere dayanıyor. 2013’te 180 bin ton piliç üretimi ile 820 milyon TL ciro elde ettik. 4 bin çalışan ve yüzde 11 pazar payı ile sektörde ilk üçte yer alıyoruz. Türkiye’de helal gıda sertifikasının öncüsüyüz ve endüstriyel kuru yolum yöntemini ilk Erpiliç uyguladı. Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi 2013 üçüncü çeyrek sonuçlarına göre sektöründe lider marka seçildik. Erpiliç olarak 2013’te ciromuz yüzde 8 arttı. 2014’te de aynı oranda büyüme bekliyoruz.

-Köylerde büyümek bilmeyen piliçler sizde nasıl 45 günde büyüyor?

Piliçlerin 45 günde büyümesi için hiç uyutulmadığı gibi bir bilgi kirliliği var. Bu üreticileri zan altında bırakıyor. Oysa Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın en iyi denetlediği sektör beyaz et sektörü. Tavukların hızlı büyümelerinin esas nedeni beslenmeleri ya da hormon değildir. Hızlı büyümenin yüzde 85’i genetik seleksiyonlar sayesinde gerçekleşiyor. Beslenme ve diğer bakım şartlarının etkisi sadece yüzde 15. Yıllardır devam eden çalışmalar sonucu en yüksek et verimine ve hızlı gelişme özelliğine sahip tavuk ırkları birbirleriyle melezlenip bu sonuca ulaşıldı. Piliçler, enerji ve besin ihtiyaçları tam olarak belirlenerek doğru bir şekilde besleniyor. Barınma şartlarının üst düzeyde olması ve hastalıklardan korunma da piliçlerin gelişimlerini hızlandırıyor. Bizim ve diğer tüm endüstriyel üretim yapan firmaların tesisleri her türlü denetime ve ziyaretçiye açık. Tüketiciler gelip misafirimiz olabilirler.

 

-Tavuk eti tüketiminde dünyaya göre neredeyiz ve beyaz et sektörünün 2013’teki gelişimi nasıldı?

Ülkemizde kişi başı tüketim 2000’li yılların başında 9 kilogram civarındayken 2013’te 20 kilograma yaklaştı. AB ve ABD’de 45 kg civarında. Ülkemizde, Arap ülkelerinde ve Ortadoğu’da tüketim artışının devam edeceğini görüyoruz. Kırmızı et fiyatlarının yüksek olduğu bölgelerde beyaz et tüketimi de artacaktır.

-Helal gıda sertifikası almanız sonrası iç pazarda ve ihracatınızda neler değişti?

Biz kurulduğumuz 1997’den beri İslami helal gıda kriterlerinden taviz vermeden elle kesim yapıyorduk. Bütün piliçlerimizi, konusunda uzman kasaplar ‘Besmele’ ile ve tek tek elde kesiyor. Ancak helal olma kriterleri sadece bununla sınırlı değil. Piliçlere yedirilen yemlerde, hayvansal protein kaynaklı hammaddelerde (örneğin et unu, et-kemik unu, kanatlı unları) domuz eti ve artıkları bulunmaması gerekir. Helal piliç, yumurtadan sofraya kadarki süreçlerin bir bütün olarak kontrol edilmesiyle elde ediliyor. Son yıllarda tüketicilerimizde helal gıda bilinci artıyor. Hangi firmanın ürünü olduğu, üretimin hangi şartlarda yapıldığı sorgulanıyor. Etiket bilgileri derinlemesine inceleniyor. Firmaların tüketici hatları aranarak ürünlerle ilgili bilgiler alınıyor. Tüketicilerimiz bu hassasiyetimizden oldukça memnun. En yoğun ihracatın yapıldığı Ortadoğu ülkeleri beyaz etin neredeyse tamamını Kuzey ve Güney Amerika ülkelerinden, özellikle de Brezilya’dan karşılıyor. Son zamanlarda aldıkları ürünleri sorgulamaya başladılar. Fiyatlarımız Amerika kıtasına göre yüksek olsa bile helal gıda üretim şartlarına riayet ettiğimiz için bize olan ilgi artıyor. Amerika kıtası ülkelerinin sahip oldukları fiyat avantajının devletleri tarafından sağlanan teşvik ve desteklerle olduğunu burada özellikle belirtmek istiyorum.

-Kuru yolumun sulu yolumdan farkı nedir ve ne gibi avantajı var?

Kuru yolumda piliçler sıcak nemli hava tünelinden geçirilerek tüyleri yumuşatılır. Yumuşatılan tüyler el değmeden otomatik yolum makineleriyle temizlenir. Piliçler sıcak su kazanına daldırılmadığı için piliçler arasında çapraz kirlenme yaşanmaz, daha hijyenik ve daha sağlıklı bir ürün elde edilir. Bu sistem sayesinde yüzbinlerce pilicin yolumu geleneksel usullere uygun olarak çok kısa sürede tamamlanır. Piliç derisi daha az yıprandığından doğal rengini kaybetmez. Sıcak su kazanı kullanılmadığından su tüketimi yüzde 75 azalır. Bu durum yakın Müslüman komşu ülkelerin dikkatinden de kaçmıyor. İran, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden de inanılmaz bir talep artışı yaşıyoruz.

EKONOMİ RAHATLAR MI?

7 Nisan 2014 / ALPAY SEVİM

Hükümet, belki seçim ekonomisi uygulamadı ama sandıktan çıkacak sonuçlara da ekonomik olarak epey anlam yüklendi. Çünkü ekonomi negatif sinyaller veriyordu. Şimdi merak edilen ise bu sinyallerin ne kadar süreceği.

Türkiye’deki her seçim bir öncekine göre daha coşkulu ve gergin geçiyor. Normalleşmesini ve AB standardında demokrasi olmasını beklediğimiz ülkemiz son dönemde tam tersi rotada ilerlediğinin işaretlerini veriyor. Dış kaynak ile büyüyen ve cari açık veren bir ekonominin demokrasiden uzaklaşması, bindiği dalı kesmesinden başka anlam taşımıyor. Daha önceki tecrübelerin aksine 30 Mart öncesinde bir seçim ekonomisi gözlenmedi. Gözleniyor olması ekonomik dengeleri sağlam ülkelerde pek önemsenecek bir durum da sayılmaz aslında. Ancak Türkiye gibi ekonomisi negatif sinyaller veren bir ülkede seçimlere yüklenen anlam ekonomik olarak da çok fazlaydı. Seçimler bitti ve iktidar partisi 2011’e göre yüzde 6 oy kaybı da olsa açık ara önde. Piyasalar bu durumu olumlu olarak satın aldı ve ekonomik çevreler hızlı bir büyüme hevesine kapıldı. 2014 içinde en az bir seçim daha varken iş dünyası arzuladığı pozitif havayı bulabilir mi?

Yatırımsız büyüdük

Ekonomilerde yaşanan pozitif havanın en önemli kaynağı büyüme rakamları. Zaman gazetesi yazarı Turhan Bozkurt’a göre Türkiye’nin büyümesi problemli. Bozkurt problemi şöyle açıklıyor: “2013 yılının ilk yarısı tüketim için çok cazipti. İkinci yarıda kurda yaşanan yükseliş tüketimi bir miktar frenledi ama 2013’ü yüzde 4 büyüme ile kapattık. Yılın son çeyreğinde büyüme hızı yüzde 0,5’e düştü ve kişi başına gelir sadece 323 dolar arttı. İlk yarıda para politikasının gevşetilmesi, faizlerin daha önce görülmemiş oranlara düşmesi ve mayıs sonuna kadarki dönemde hızlanan sermaye girişleri sayesinde en hızlı büyüme yüzde 18 ile konaklama ve yiyecek hizmetlerinde görüldü. Tüketim ve kamu harcamaları büyümeye destek oldu. Yılın ikinci yarısından itibaren büyümede görülen yavaşlama, sermaye girişlerinin azalması ile izah edilebilir.” Bozkurt’a göre, 2013’te kısmen hızlanmış gibi görünen iktisadi faaliyetin arka planı çok berrak değil. Bir önceki yılda yüzde 4,9 düşen özel yatırım 2013’te yüzde 0,7 arttı. Özel yatırımların büyümeye katkısı sadece binde 1, kamu harcamaları yüzde 4, tüketimin katkısı yüzde 3,1 ve stok değişimleri ise yüzde 1,6 etki yaptı. İhracatın katkısı ise sıfıra yakın. Bu, yatırımsız büyüme anlamına geliyor.

Radikal gazetesi yazarı ve Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e göre, 2014’te büyüme yüzde 3 seviyesinde gerçekleşecek. Sonbaharda Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımını durdurması ve faizleri yükseltmesiyle beraber Türkiye de faizleri artırmak zorunda kalacak. 2013’te yaşanan yüzde 4’lük büyümenin yeterli olduğunu düşünen Gürsel, büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği konusunda endişeli. Özel tüketim ve kamu etkisiyle büyüyen ekonominin ihracat ve yatırım artışları ile büyümesi gerektiğini söylüyor. Bu yıl para musluklarının kısılmasının negatif etkisini aşmak için hükümetin seçim öncesi kamu harcamalarını artırabileceğini düşünüyor. Ocak ayında yaptığı 2,10 TL’lik dolar tahminine çok yakın bir seviyeye gerileyen kurun ilerleyen aylarda yatay bir seyirle artıp yıl sonunu 2,20-2,30 arasında tamamlayabileceğini vurguluyor.

Turhan Bozkurt’a göre 30 Mart yerel seçiminden AKP’nin zaferle çıkması iç kaynaklı riskleri hafifletse de ekonomiyi şahlandırmaya yetmeyecek. 65 milyar dolarlık cari açığı kısa vadede çözemeyeceğimize göre sermaye girişlerinin zayıfladığı konjonktürde yatırım harcamalarında yatay belki de negatif yönlü seyir görülebilir. Merkez Bankası’nın ‘enflasyon, yılın ilk yarısında artacak’ değerlendirmesi, ‘faizlerde indirim beklemeyin’ demek. Tüketim ile kredi maliyetleri arasındaki paralellik herkesin malumu. Merkez Bankası, zor bir dönemin geldiğinin farkında. Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değil. Haliyle enflasyon ve malî kırılganlık endişesiyle içeride para politikasındaki sıkı duruş devam edecek. Türkiye, 2013’ü tüketim ve kamu harcamaları sayesinde ortalama büyüme hızının altında kapattı. 2014 büyümesini Avrupa etkisiyle toparlanan ihracat ile içeride baskılanan tüketim talebi belirleyecek. Peki, yüzde kaç olacak? Tahminler, 2014’ün çok altında kalacağı yönünde.

Konutta enflasyon etkisi

Tüketici fiyatları mart ayında yüzde 1,13 yükseldi. Böylece, mart sonu itibarıyla, üç aylık enflasyon yüzde 3,57 ve yıllık enflasyon yüzde 8,39 oldu. Martta üretici fiyatları da yüzde 0,74 artınca, üretici fiyatlarındaki üç aylık artış yüzde 5,52 ve yıllık artış da yüzde 12,31’e yükseldi. Türkiye ekonomisinin itici gücü konut ve gayrimenkul. Konut fiyatları enflasyon ve kredi imkânlarından doğrudan etkilenirken birçok sektörün göstergelerini de hızla değiştiriyor. Siyasal istikrarın devam edeceği düşüncesi orta ve uzun vadede emlak ve konut fiyatlarının yükseleceği şeklinde yorumlanıyor. Bir yıldır özellikle 17 Aralık’tan bu yana ötelenen iç piyasadaki talebin alıma dönüşeceği beklentisi hâkim. Konut kredisi faiz oranlarındaki yükselişin seçim sonrasında gerilemesi orta ve uzun vadede de düşmesi bekleniyor. Kurumsal yabancı yatırımcılar Gezi olaylarından sonra Türkiye ve İstanbul yatırımlarını askıya almıştı. Seçim sonuçlarını gördüklerinde yatırımları askıdan indirecekler. Bireysel yabancı yatırımcılar ise alım yapmaya devam ediyordu. Türkiye’de konut fiyatları 12 yıldır yükselişte. Siyasi istikrarın devam ettiği düşüncesi kafalarda olduğu müddetçe yükseliş eğilimi devam eder. Konut fiyatlarında uzun zamandır büyük değişim olmadığı gibi son yıllarda inşaat maliyetleri ortalama yüzde 30 civarında arttı. Ancak bu maliyetleri müteahhit firmalar stoklarındaki konut fiyatlarına yansıtamadı. Hatta yerinde sayan fiyatların zaman zaman stoklarını eritmek için kampanyalarla daha aşağıya çekildiği oluyor. İyi bir araştırma ile ve sıkı pazarlıklarla bütçenize uygun yeni ev almak için ayağını yorganına göre uzatmak kaydıyla avantajlı bir döneme giriliyor. Hâlihazırda zaten pahalı olan lüks yapıların fiyatları sağlanacak ekonomik istikrar ile değişim gösterse bile fazla bir yükselme hemen olmaz. Ancak fiyatları uzun zamandır yerinde sayan orta sınıf konut fiyatları yüzde 15-20 arasında yükselecektir.

2014’ün seçim, demokrasi kaygıları, uluslararası konjonktür, ekonomik değişimler ve para politikaları açısından çok renkli bir yıl olacağı şimdiden belli. Kur ve borsadaki hareketlilik de küçük yatırımcılara her gün yeni heyecanlar yaşatıyor. İhracata dayalı bir büyüme modeline tam olarak geçemediğimiz ve ithalatı da kontrol altında tutamadığımız için cari açığımız hâlâ çok yüksek. Her zaman en büyük öncelik olması gereken ekonomi bu yıl çok daha ön planda olacak. Ayağını yorganına göre uzatanın dahi elindekini korumakta zorlanabildiği dönemlerde risk almak ve yatırım yapmak hayli cesaret istiyor.

Tasarruf için taksi kullanın!

Kışı görmeden karşıladığımız baharı otomobilimize binip uzak diyarlarda yaşamak istiyoruz. Otomobil sahibi olmanın artık çok külfetli olduğu bu yaz, duygularınızı kontrol edebilmeniz için sizleri hesaba davet ediyoruz.

Sıcacık başlayan bahar günlerinde otomobile binip camı ve müziği açıp püfür püfür gönlünce gezmek, eşini dostunu yanına alıp pikniğe gitmek ne hoş olurdu değil mi? Toplu taşıma araçlarındaki insan haklarına aykırı kalabalıktan ve sıkıntıdan kurtulmak. Kazıklanma veya başınıza başka bir sıkıntı gelmesinden çekinerek bindiğiniz taksi çilesini çekmemek. Erken veya geç demeden istediğiniz zaman istediğiniz yere gidebilme özgürlüğüne kavuşmak. Otomobil almak tüm bu sıkıntıların ilacı gibi görünüyor. Avantajları elbette çok fazla. Medyada ve reklamlarda her zaman avantajlarından bahsedilir ama dezavantajları hiç gündeme getirilmez. Genelde konuşulan yükselen döviz, azalan kredi limitleri, daralan pazar, otomotivcilerin feryatları, ÖTV indirimi ve hurda teşviki beklentileridir. Medyada bunlar konuşulurken vatandaşın asıl gündemi bu değildir aslında. Artık öğle saatlerinde bile kilitlenen trafik, 5 TL sınırını aşan benzin, 2 bin TL’leri bulan kasko fiyatları, bin lira sınırındaki MTV öncelikli konulardır. Otomobil fiyatlarındaki yüzde 30’a varan artışlar artık ikincil mesele olmuştur bile. Büyük şehirlerde otomobil sahibi olmanın sinirlerinize ve psikolojinize vereceği zararı hesaplayamasak bile bütçenize vereceği zararı ve ne kadar vergi ödeyeceğinizi hesapladık. Çıkan sonuç gayet kesindi. Hiçbir zaman otomobil sahibi olmamalıyız.
Yıllardır süren içimizdeki otomobil hasretine bir son vermek istedik. İkinci ele güvenemedik. Biz bilmediğimiz için bilgili olduklarını sandığımız, aslında hiçbir şey bilmeyen eşe dosta danıştık. Hatta tek amaçları en ucuzun ucuzunu kullanmak ve gideri azaltmak olan taksicileri referans kabul ettik. Yabancı ülkelerdeki forumlara kıyasla vasat durumdaki, babalarının araçlarını konuşan ergenlerle dolu forumları okuduk. Bize akıl verenlerin çoğu “dizel de 5 lira benzin de, nerde kaldı onun tasarrufu?” dedi. Satış temsilcisi elindeki benzinli aracı satmak istiyordu ve “aynı araca 6-7 bin TL daha fazla neden vercen abi?” diyerek yıllık 20 bin km yapacağımız hâlde bizi benzinli araca yönlendirdi. Hem dizelin bakımı çok daha pahalı diye eklemeyi de ihmal etmedi ki bu da bir yalandı.
Sonunda piyasada sorunsuz ve sağlam olarak bilinen, ikinci elde de çok zarar etmeyeceğimizi varsaydığımız C sınıfı, orta donanımlı, sedan aile otomobilini 65 bin TL’ye 0 km ve benzinli olarak aldık. Yılda 20 bin km, ayda 1700 km otomobil keyfi yaşayacağız. Arada bir köprüden geçecek, otoyola girecek, otopark ücreti ödeyeceğiz. Yıkaması, aksesuarı, lastiği, sileceği derken sürekli sizden bir şey bekleyen bir çocuğunuz daha oldu. Bu şartlarda otomobiliniz için yapacağınız aylık masrafları ayrıntısıyla hesapladık.

Otopark: Evinizde ve işyerinizde ücretsiz otoparkınız olsa bile şehir içinde dolaşırken aylık en az 50 lira otopark ücreti ödemek zorunda kalırsınız. Kasko: Yeni otomobillerin yaklaşık 2 bin TL tutan kaskoları aylık 170 lira olarak bütçenize yansır. Trafik sigortası: Yıllık 500 liraları bulmaya başlayan trafik sigortaları ayda 40 TL masraf demektir. Motorlu taşıtlar vergisi: 1.6 litre motorlu otomobilin MTV’si yıllık 859 TL, aylık 70 TL. Bakım: 15 bin km’de bir yapılan bakımdan uyanık olursanız 500 TL’ye kurtulabilirsiniz. İşten anlamadığınızı fark eden servis size mega yakıt katkısı, nano temizleme, 10 bin km’de biten balata, 120 TL’lik hijyenik silecek, ilk bakımda carbon clean gibi yan ürünler satıp faturayı 1000 liraya çıkarmayı büyük ihtimalle isteyecektir. Dikkatli ve bilgiliyiz, kazıklanmadık ama yine de maliyet aylık 55 TL. Yıkama: Yeni otomobil gıcır gıcır olur. En ufak çizik canınızı sıkacak, aracınızı kirli görmeye içiniz elvermeyecek. Benzin istasyonlarındaki 1 TL’ye çalışan otomatik makinelere emanet edecek kadar vefasız olmayacaksınız. Ayda iki yıkamanın bahşişsiz maliyeti 30 lira. Yıpranma: 5 yaşında ve 100 bin km’deki bir otomobil yüzde 50’si kadar değer kaybeder. Her yıl ortalama yüzde 10 değer kaybı ayda 540 TL eder. Lastik, balata, silecek, muayene: 50-60 bin km’de lastikleri değiştireceksiniz, silecekleri yaz kış, balataları da 30-40 bin km civarı değiştirmeniz gerekecek. İki defa da muayene var unutmayın. Gecikmenin cezası olduğu gibi polise yakalanırsanız ceza yazılıyor. Aylık 30 TL. Köprü, otoyol, dilenci, çiçekçi, kâğıt helvacı: Bunlar da hesapta olmayan ufak giderler gibi görünse de her ay 30 lirayı bulabiliyor. Akaryakıt: Şehir içinde 100 km’de 8,5 litre yakıt tüketen aslında tasarruflu sayılabilecek yeni teknolojili aracınız aylık 1700 km için 730 TL yakıt harcar. Finansman veya fırsat maliyeti: Aracın peşin alındığını ve kredi kullanmadan peşin ödeme yaptığımızı varsayıyoruz. Araç için ödediğimiz 65 bin TL’yi bankada veya faizsiz bir yatırım aracında değerlendirsek yıllık yaklaşık yüzde 10 getirisi olacaktır. Bu durumda aylık 500 TL’lik kazançtan da vazgeçmiş oluyoruz. Otomobil alacağınız para ile arsa ve tarla alıp köşeyi dönme ihtimalinizi hesaba dâhil etmiyoruz.
Düzgün ve kurallara uyan bir sürücüyüz. Hiç ceza yemedik, hiç yolda kalmadık, hiç sorun çıkmadı. Buna rağmen kesin olan maliyetleri topladığımızda otomobilin bize aylık maliyeti 2250 TL. Günlük olarak 75 TL. Bu hesabı gördükten sonra oturup düşünmemiz gerekiyor. Aylık 1700 km otomobil keyfi karşılığında 2250 TL ödüyoruz. Sıfır kilometre otomobille yapılan yolculuğun her bir km’si sahibine 1,32 TL’ye mal oluyor. Otomobile ödediğimizin yüzde 41’i, akaryakıta ödediğimizin yüzde 60’ı vergi. Diğer kalemlerde de yüzde 18 KDV olduğunu hesapladığımızda aylık maliyetimizin 800 lirası vergi olarak hazineye aktarılıyor.
Ortaya çıkan tabloya baktığımızda günlük olarak 75 TL’yi hangimiz ulaşıma veriyoruz veya 1 km yolculuk için iki ekmek parasını harcayabilecek kadar zengin miyiz? İhtiyaçlar ve bütçe sizin olduğuna göre karar da sizin. Bu tablo size ürkütücü gelmesine rağmen yine de otomobile ihtiyaç duyuyorsanız ikinci el otomobillere bakabilirsiniz. Fiyatlar ve değer kayıpları daha az olduğu gibi vergiler ve sigorta giderleri de daha düşüktür. Çok bilgisiz ve şanssız değilseniz büyük problemleri olan ve başınızı ağrıtacak bir otomobil alma ihtimaliniz bence yüzde 10’lar seviyesinde.

İkinci el otomobil almanın detayları
Otomobilinizi internetten beğenin. Sahibine mesajla veya telefonla ulaşıp aracın durumunu bir kez daha teyit ettirin. İlanda plakası görünmüyorsa plakasını öğrenip sigorta acentelerinden kaza geçmişini kontrol ettirin. Araçla ilgili tutulmuş kaza tutanağı veya sigorta kapsamında tamirat varsa öğrenebilirsiniz. Varsa kazanın yeri, günü, saati, hasarlı parçalar ve onarımda yapılan işlemleri çıkartabilirsiniz. Araç kabul edebileceğiniz kadar temiz ise satıcı ile oturup pazarlık yapmak gerekiyor. Pazarlık sonrası fiyatın aracın yetkili serviste bilinenin dışında bir arızası olmaması kaydı ile geçerli olduğunu belirtip servise gidebilirsiniz. Servisler size aracın kaza ve boya durumunu, değişen parçalarını ve araçta oluşabilecek arızaları yazılı rapor ile sunarlar. Raporu da beğendiyseniz geriye noter satışı ve ruhsat işlemleri kaldı. Alıcı ve satıcı, notere araç ruhsatı ve vergi ilişik kesme belgesi ile gider. Satış işlemi yapılır. Ruhsatta ilgili bölüme satışı yapılmıştır yazılır ve mühürlenir. İki nüsha hâlinde hazırlanan satış tutanağının biri alıcıya, diğeri satıcıya verilir. Noter satışı sonrası araç alıcınındır ve ödemeyi burada yapmanız en uygun durumdur. Satıcı ile işiniz bitti. Bundan sonra, yeni hazırlanan evraklar, MERNİS sisteminde kayıtlı olan ve noter satışında kontrol edilen adresinize bir ay içinde gelecektir.

Ambulans uçağınız 35 dakikada hazır

31 Mart 2014 / ALPAY SEVİM

Tüm dünyada küçük uçaklar birçok amaç için kullanılabiliyor. Seyahat, keşif, gözetleme veya hobi amacıyla kullanılsalar da en büyük ihtiyaç hızlı hava ambulanslarına oluyor. 

Sivil havacılığın geç de olsa büyümeye başladığı ülkemizde VIP uçaklar hızın ve prestijin sembolü artık. Çok farklı amaçlarla kullanılabilen küçük uçakların sayısı arttıkça bakım ve modifikasyonu için yeni yatırımlar da beraberinde geliyor. Ülkemize bu alanda yatırım yapan AMAC Aerospace Türkiye Operasyon Direktörü Atilla Güney sorularımızı cevapladı.

-AMAC Aerospace neden Türkiye’de?

Biz dünyanın en büyük özel sermayeli VIP uçak bakım, modifikasyon ve dönüşüm merkeziyiz. Merkezi İsviçre olan şirket ülkemizde 10 milyon dolar yatırım yaptı. Atatürk Havalimanı’nda 1500 metrekarelik bir hangarımız var ve aynı anda üç adet orta büyüklükte iş jetine hizmet verebiliyoruz. Yetkili satış, bakım ve modifikasyon firması olduğumuz Fransız Pilatus Jetleri ve benzer uçaklara bakım, onarım ve modifikasyon hizmeti vermek istiyoruz.

-Hizmet verdiğiniz Pilatus uçaklarını kimler, niçin kullanıyor?

Pilatus uçakları yolcu ve kargo nakli, hava taksi, haritalama, görüntüleme, hava ambulansı, keşif ve gözetleme uçağı olarak ve meteorolojik çalışmalar için kullanılabiliyor. Hızlı konfigürasyon değişimi ile yaklaşık 35 dakikada hava ambulansına dönüştürülüyor. Toprak ve çim zemine inebilme özelliğiyle avantaj sağlayan Pilatus uçakları, yüksek hızda uçuş yaparak gideceği mesafeye en kısa sürede ulaşıyor. İçerisine standart konfigürasyonda 2 sedye kiti yerleştirilebilen Pilatus uçakları ambulans olarak hizmet verirken 2 hastanın yanı sıra 2 sağlık personelini de taşıyabiliyor.

-Sürekli ambulans olması istenirse?

Acil durumda uçağını ambulansa çevirmek isteyenler için hızlı değişim sistemiyle koltuklar sökülerek sedye ve medikal kitler yerleştiriliyor. Uçağını sürekli ambulans olarak kullanmak isteyenler için ise kabin içi kalıcı olarak modifiye ediliyor. Entegre elektrik sistemi, ek oksijen ve tıbbi vakum sistemleri takılıyor, ilaveten sızdırmaz taban panelleri ile kolay temizlenebilir yan ve tavan kabin kaplamaları monte ediliyor.

-Pilatus’un avantajları neler, dünyada yaygın mı?

Bu uçakların kabini daha geniş. Rakiplerine göre daha stabil bir uçuşları var. Tek bir uzman pilotla uçabiliyor ve bakım ile yakıt giderleri çok daha düşük. Pilatus’lar iki sedye ve iki sağlık personeli kapasitesiyle ambulans olarak hizmet verebiliyor. Kabin basınçlama, oksijen sistemi de entegre edilebiliyor. Uzun menzili, yüksek hızı ve gece uçabilmesi sayesinde helikopter ambulanslardan ayrılıyor. Daha çok Avustralya ve Amerika’da kullanılan 1200 Pilatus hizmet veriyor. Geniş kargo kapısı ambulansa dönüştürülme ve operasyonunda büyük önem taşıyor.

Taksiden ucuz ikinci el modeller

24 Mart 2014 / ALPAY SEVİM

0 km bir otomobili yılda 20 bin km kullandığımızda aylık 2 bin 250 TL harcarız. Peki, bu yolculuğu C sınıfında, 4-5 yaşlarında, 100 bin km’de sağlam, güvenli ve ekonomik bir modelle yapsak durum ne olur?

Bir otomobili sağlıklı ve ekonomik olarak işletmek bilgiden çok para gerektirir. Karşılaştığınız her zorlukta istenilen ücreti kolayca öderseniz her işiniz kolaylıkla görülür. İşinizi az para ile görmek için bilgi sahibi olmanız gerekiyor. İkinci el otomobil ararken karşınıza Fiat ve Renault gibi yerli modeller ile ülkemizde çok tutulan Opel, Volkswagen, Ford ve Toyota’nın araçları çıkar. Aynı sınıf araçların kaliteleri arasında çok fark olmasa da fiyatları çok değişkendir. Farkı belirleyen temel unsur ‘marka’dır. Kısıtlı bütçenizle tutulan markalardan alabileceğiniz araç çok daha eski, bir alt sınıfta ve fazla km yapmış olacaktır. İkinci el otomobil uzmanlarının tavsiyesi mevcut bütçe ile alınabilecek en üst sınıftaki, en yeni ve az km yapmış aracı almaktır. Peki, ödediğiniz para karşılığında yeni ve size en çok özelliği sunan modeller hangileri? İkinci el piyasasının gözdesi olmayan ama hesabını bilenlerin çok sevdiği modeller hiç de az değil.

Chevrolet Aveo: Sedan ve hatchback seçenekleri olan Aveo, B sınıfının en donanımlı aracı. Fiat ve Opel modellerinde kullanılan 1.3 Multijet motoruyla tasarruflu performanslı ve en önemlisi uzun ömürlü. Bir sonraki nesil Opel Corsa’nın da kullanacağı Gamma 2 platformunu kullanıyor. Sınıfının güvenlik standartları en yüksek aracıdır ancak marka imajı rakiplerinin gerisinde olduğu için uygun fiyatla alınabilir. Avrupa ve Amerika’da birçok ödül almıştır. 2012’de çıkan son kasası ve dizel motoru en çok rağbet edilen modelidir.

Kia Cee’d-Hyundai i30: Koreli ikizler, Hatchback ve Station Wagon karoserleri ile C sınıfının en geniş iç hacme sahip modelleridir. Araçlar Alman tasarımı olup Avrupa’da üretiliyor. Yol tutuş, ekonomi, sağlamlık ve güvenlik özellikleri açısından Avrupalı rakiplerinden hiçbir eksikleri yoktur. İri yapılı kişilerin içinde rahat edebildiği çok az C sınıfı araçlardandır. Dizel motorları sorunsuz performanslı ve ekonomiktir. İkizlerin Avrupa’da birçok ödülü var ve çok büyük satış başarılarına imza attılar. En büyük avantajları sorun yaşandığında hakkını veren 5 yıl 150.000 km boyunca içinizi rahatlatacak geniş kapsamlı garantileri. 2010 sonrası makyajlı kasa, dizel motor, manuel şanzıman en avantajlı seçimdir.

Citroen C4: Piyasada çok tutulan rakiplerinden ucuz ve her türlü donanımın düşük maliyetle sunulduğu bir model. Peugeot, Ford, Citroen, Volvo ve Mazda’da kullanılan 1.6 litrelik dizel motoru tutumluluk ve performans uzmanıdır. İkinci elde bulduğunuz temiz bir C4’ü uzun yıllar sorunsuz olarak kullanabilirsiniz. ABS ve iki hava yastıklı B sınıfı bir otomobil fiyatına uzay mekiği gibi bir C4’ü tercih edenler genelde mühendisler oluyor.

Hyundai i20: Ülkemizde üretilen i30, B sınıfının ekonomik araçlarından biri. İç hacmi rakiplerine göre oldukça ferah ve dizel motoru ile oldukça tutumlu. Düşük bir bütçe ile oldukça yeni ve sorunsuz bir i20 sahibi olabilir ve yıllarca sorun yaşamadan kullanabilirsiniz. Avrupalı birçok rakibinden daha başarılı olduğu testleri yabancı web sitelerinde okudukça bu araca olan sevginiz daha da artacaktır.

Kia Venga-Hyundai iX20: Uygun fiyatlı, geniş, ferah ve performanslı bir MPV arıyorsanız ilk bakmanız gereken modellerdir. İkinci elde çok uygun fiyatlarla her şeyiyle dolu dolu ve kaliteli seçenekler olarak karşımıza çıkıyor. 128 hp dizel motor, otomatik vites, cam tavan ve birçok güvenlik ve konfor donanımının bulunduğu bu aracı düşük bütçelerle yıllarca sorunsuz kullanabilirsiniz.

Seat Leon: Avrupalı otomobil markaları içerisinde en mütevazısı İspanyol Seat. Markanın Leon modeli sunduğu donanım ve diğer özellikler karşılığında en mütevazı bütçeye ihtiyaç duyanı. Diğer modellerin otomatik şanzımanlarından çok daha başarılı olan DSG ise en büyük avantajı. İkinci elde modifiye edilmemiş, orta yaşlı birinden temiz bir leon bulursanız yıllar boyunca sorunsuz olarak kullanabilirsiniz. Spor görünümü nedeniyle modifiyeci gençlerin de çok sevdiği bir araç olduğundan kaza durumuna dikkat etmenizi tavsiye ediyoruz. TDI veya TSI motorları daha verimlidir.

Peugeot 308: Citroen C4 ile aynı platformda üretilen 308, Peugeot’nun 100 yılı aşkın otomobil tecrübesinin ürünü. Geniş ve ferah kabini, oldukça keskin hatlara sahip dış tasarımı ve piyasada birçok otomobilin yıllardır sorunsuzca kullandığı dizel motoru ile her yönden başarılı bir otomobildir. 308, rakipleri içerisinde en iyi donanımları uygun fiyatlara sunarken keyif alabileceğiniz şık bir otomobile de sahip olabilirsiniz. 307 modelinin arıza anlamındaki kötü ününün etkisi ile 308 modelleri pazarda hak ettiklerinden daha düşük fiyatlarla satılırlar. Temiz bir 308 ile ruhu ve karakteri olan bir araca binmenin keyfini uygun fiyatlarla yaşayabilirsiniz. Tavsiyemiz dizel motor.


ULAŞIM HARCAMANIZ NE KADAR?

İkinci el, 35.000 TL fiyatlı C sınıfı 100 bin km’deki dizel bir otomobilin aylık maliyeti: Otopark: 50, Kasko: 75, Trafik sigortası: 25, Motorlu Taşıtlar Vergisi: 50, Bakım: 50, Yıkama: 15, Değer kaybı: 150, Lastik, balata, silecek, muayene: 30, Köprü, otoyol, çiçekçi: 30, Akaryakıt: 400, Finansman veya fırsat maliyeti: 250. Aylık 1125 TL, günlük 37,5 TL. Bir km maliyeti: 0,65 TL .